-Sevgili ÖMER LEKESİZ’e-
GİRİŞ
(Ancak kasabalarda bulunabilecek türden geniş avlulu, iki katlı kâgir bir ev.)
1- Kısa boylu, tıknaz biri -Terli.Omzunda büyükçe bir çanta.- iki kanatlı ahşap kapının önünde beklemektedir.
2- Panoramik çekim. Adam kapının önünde durmaktadır. Sırtını sıradağlara vermiş bir kasaba; her taraf zeytin ağacı; yer yer mandalina ve portakal; bir ucu deniz
3- Parke taşı döşeli yol
4- 70’li yıllara ait yerli bir otomobil
5- Feraceli iki-üç kadın
6- Az ilerideki kapının önünde oynayan çocuklar
7- Zeytin seleleriyle bir traktör
Adamın beklediği kapının arka plânı.
8- Ev sahibinin, lise çağlarındaki oğlu kapıyı açar.
9- Paslı menteşelerin çıkardığı gıcırtılarla adamın tüyleri diken diken olur.
10- Geniş avluyu geçerken, bahçedeki bin türlü çiçeğe şaşar adam: Ortancaları tanır, sonra begonyaları, birkaç tür menekşe ve aslanağzını sonra. Güller ve evin girişini saran hanımelileri ilgisini çekmez.
11- Salonun temizliği ve her şeyin yerliyerindeliğini abartılı bulur: Evin beklenen bir konuk için hazırlandığını düşünür.
12- Ev sahibi yatakta, sırtı kırlentlerle desteklenmiş bir şekilde oturmaktadır. Ayakları battaniyenin altında.
13- Arkadaşını görünce umutsuzca yerinden fırlamak ister.
14- Konuk elleriyle rahatsız olma gibi bir işaret yapar.
15- Birbirlerine uzun uzun sarılırlar. Birbirlerinin sırtlarını tapışlarlar. Fotoğrafımsı; güneş ve rutubetle sararmaya yüz tutmuş, kahverengi beyaz bir fotoğraf gibi kare kısa bir süre için donup kalmalı.
16- Pencerenin önünde bir sedir; zeytin ağaçlarının ardında denizin varolduğunu hissettiren bir manzara.
17- Duvarda, Kâbe işli bir halı.
18- Yatağın başucunda, mahfazanın içinde bir Kuran.
19- Perdeyle örtülü bir yüklük.
20- Yatağın hemen yanında bir sehpanın üzerinde üç-beş kitap. Bolca fotoğraf.
21- Pencereden, denize doğru uzun bir bakış.
BİRİNCİ BÖLÜM
(Ancak iki dost böyle sıcak ve uzun uzun sarılabilir.)
1- Konuk, ev sahibini yavaşça kırlentlere yaslar.
2- Sedire oturur: Gözü zeytin ağaçlarına ve uzanan maviliğe takılır.
3- Delikanlı, konuğun çantasını alır ve hürmetkâr bir şekilde odayı terkeder.
4- İkisi de suskunluktan şikayetçi değildir. -Bahçedeki serçelerin sesleri, bir de uzaklardan köpek havlaması.-
5- Ev sahibi sigara ikram eder:
“Hastalandığımdan bu yana üç yıl geçtiğine göre, demek ki üç yıldır görüşemiyoruz. Gerçi o görüşmemiz de hastanede ne kadar oluyorsa o kadardı işte.”
6- Konuk:
“Biliyorsun...” Gözyaşları, melodramın ucuzluğuna düşmeden verilmeli.
7’den 11’e. Konuk, sehpanın üzerindeki fotoğrafları karıştırır.
12- Şaşırır.
13- Fotoğrafların tümü, seyahatleri esnasında dostuna mutlaka her yeni ülkeden, her yeni şehirden sıcak mesajlarla yolladıklarıdır: Yüreği ezilir. Boğazında temizleyemediği bir hıkçık.
14-
15-
16-
17-
18- Yine pencereden. Panoramik.
19- “Biz burada kısıldık, kaldık.” Şimdi ikisi de karenin iki yanındadır.
20- Arkadaşına doğru dönmeye çalışır.
21- İkindi güneşi ilkyaz bulutlarının arasından sıyrılır.
22- Pencereden odaya üşüşen aydınlık.
23- Uçuşan tozlar belirginleşir.
24- Sigara dumanları hep aydınlığa uçar.
25- Söylenmemiş sözler uçuşur güneşin aydınlığında.
26- Aydınlık, odada uçuşan her şeyi çeker.
27- Konuk:
“Hepimiz bir kaderin peşindeyiz işte.” Tam cepheden çekilmeli. Yüzünün pencereye bakan yanında güneş, diğer yanında odada uçuşan her şey.
28- Ev sahibi:
“Baba ocağı sönmesin diye düşündük. Buralarda yaşamak daha kolay dedik. Nasılsa kurulu bir tezgâhımız var diye geldik, saplandık kaldık.”
29- Birkaç karasineğin abartılı vızıltısı.
30- Konuk:
“Ben de hep seninki gibi bir yaşamım olsun istedim. Koşuşturmaktan, telâştan uzak. Sessizlik içinde. Okumak, yazmak için bolca vakit. Seyahatler beni yordu. Yazacaklarımı sanki yetiştiremeyecek gibiyim.
31-
32-
33- Asıl seyahat yürekte galiba.”
34- Ev sahibi:
“Öyle deme. Bu kasabadan bakınca hiçbir şey görünmüyor. Sadece okumakla yürek beslenmiyor ki.”
35- Delikanlı çayları getirir. Açık olanı babasına verir.
36- Baba, oturmaya yeltenen oğluna göz ucuyla dışarı çıkmasını işaret eder.
37’den 42’ye. Çaylar durmadan karıştırılır.
43- “Senin yolladığın fotoğraflar, benim için dünyaya açılan birer pencere oldu.”
44- Ev sahibi sehpadaki fotoğraflardan birkaçını rastgele alır.
45- En üstte duran Mısır fotoğrafını gösterir:
“Benim için Mısır bu işte. Kendime bir oyun kurdum. Yolladığın her fotoğrafın Evliya Çelebi’de karşılığını aradım. Senin notlarınla onun söylediklerini derleyip o şehirlere ait imgeler ürettim.”
46- Gözlerini kısar.
47- Karşısındaki pencerenin önünde dostu flûlaşır. Ters ışığın çizgileri yumuşatan, karedekileri bir rüyaya dönüştüren gizinden faydalanılmalı.
48- Pencereden çıkar gider.
49- Ürettiği imgelerin peşindedir. Gözlerinin önünde kare kare şehirler uçuşur. Hiçbiri önündeki
fotoğraflara benzemiyordur artık.
50- Zeytinlerin ardı denizdir.
51- Denizin ardı; gökle denizin birleştiği sonsuz maviliktir.
52- O mavilikte her şey kaybolur.
53- Kareyi zorlayan zeytin dalları da çekilir, gider.
54- İlkyaz bulutlarını rüzgâr alıp götürür.
55- Odaya dolan ışıkla her şey maviye boyanır.
İKİNCİ BÖLÜM
1- Dağın yamacında bir zeytinlik
2- Kasabaya kuşbakışı
3- Zeytin ağaçlarının ardındaki deniz artık görünmektedir
4- Sonra
5- Küçük bir bağ evi
6- Önündeki küçük düzlükte vişne, kayısı, incir, erik ağaçları
7- Sarmaşıklarla sarılı kameriye
8- Birkaç sandalye
9- Ev sahibi için şezlong
İki dostun oturduğu yerin arka plânı.
10- Fotoğraflar ortadaki tahta masanın üzerindedir.
11- Konuk çantasını kurcalar. Alnındaki boncuk boncuk terler, hırıltılı nefes alışları öne çıkarılmalı.
12- Yeni çıkan iki kitabını masanın üzerine koyar.
13- Gömlek cebinden kalem çıkarır.
14-
15-
16-
17- Ayağa kalkıp denize doğru bakar:
“İnsan bazen sözü bulamaz.”
18- Kitapların kapağını açar.
19- Sadece tarih atar; altına imza.
20- Teşekkürle kitapları alırken, ev sahibi:
“Gazetelerde ilânlarını görmüştüm.”
21- Delikanlı büyük bardaklarda şıra getirir.
22- Sandalyeye ilişir.
23- Babasının gözlerine bakar.
24- Bu kez itiraz yoktur.
25- Rahatlar.
26- “Aslında mutlaka yazmalıyım dediğim iki konu var. Bunlar belki de yaşamım boyunca ortaya koyacağım; yapmak istediğim buydu işte diyebileceğim çalışmalar olacak. Ama yollarda, otel odalarında olmuyor. Korkuyorum; çok da ömrümüz kalmadı bu dünyada.” Kameriye tam ortada olmalı. Arka plânda deniz ve göğün maviliği. Konuğun sözleri abartılmadan, duygusallığa bulaştırılmadan verilmeli.
27- Oğlundan kendisini biraz daha dik oturtmasını ister:
“Nasipten ötesi yok.”
28- Vişne ağacına bir saka konar.
29- Etrafta rüzgârın ektiği kır çiçekleri.
30- Bir arı papatyada nasibini arar.
31-
32-
33-
34- Konuk çantasını kurcalar yine.
35- Ön gözden bir tomar fotoğraf çıkarır:
“Sana gelmeyi düşündüğüm için son seyahatimde yollamadıklarım.”
36- Zarfı almak için uzanırken ev sahibinin elleri titrer.
37- İki damla gözyaşı bıyıklarında kaybolur:
“Artık her birine ait hikayeler üretemiyorum. Yoruldum; muhayyilemin görüntülerin peşinden koşuşturmasından. Git git her kare diğerine benzemeye başladı.”
38- Zarfı alır, hiç bakmadan masanın üzerine bırakır.
39- Elini yine de çekmez onların üzerinden:
“Hey gidi ülkeler!”
40- Farkında olmadan zarfı okşar durur:
“Hey gidi şehirler!”
41- Konuk endişelenir:
“Seni yaraladığımı bilmiyordum.”
42- Ev sahibi telaşlanır, şaşırır:
“Olur mu! Ne yarası! Onlar olmasaydı, ben nasıl yaşardım bu kasabada! O uzun yolculuklara çıkmasaydım beni hayata ne bağlardı!”
43- Konuk rahat bir nefes alır. Çantasını yere bırakır.
44- Delikanlıdan şıraları tazelemesi istenir.
45- Ev sahibi:
“Sadece birbirlerine benzemesinden korkuyorum. Bunca yolculuktan sonra geriye sadece birbirinin aynı imgeler kalmasından endişe ediyorum.
46-
47- Belki de bundan sonra hiçbirine bakmam. Sadece bende kalan görüntüleriyle yetinebilirim.”
47’dan, 55’e. 1’den 6’ya kadar olan kareler.
56- Vişne ağacındaki saka uçmuştur.
57- Papatyadaki arı aynı arı mıdır? Nasıl verilecekse!
58- Alnındaki terler soğumuştur. Nefes alışlarındaki hırıltılar da geçmiştir.
- Geçenlerde patronla, beni daha pasif bir göreve alması için görüştüm. Bir yıl daha dedi. Galiba emeklilikten başka umarımız yok.
-Benim gibi zorunlu bir emeklilik
-Bağışla! Bazen sözlerin nereye uçacağını, hangi yaralara konacağını hesaplayamıyoruz.
-Hayır. Seni üzmek için söylemedim. Böyle olmasaydı diyorum bazen; senin yerinde olsaydım.
-Gerçekten söylüyorum; asıl seyahat yürekte.
-Gel de bunu yüreğime anlat.
59- Konuk kalkar, ev sahibinin yanındaki tabureye ilişir. Ellerini onun ellerinin üzerine koyar.
60- Yine boğazındaki.........
61- Gözler...
62- Gözler...
(Ancak iki dost böyle bakışır.)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1- Giriş 21’deki aynı pencereden denize doğru uzun bir bakış.
2- Bu kez konuk pencerenin önünde ayaktadır.
3- Güneş yüzünde yansır.
4-
|